Bir baba evladıyla birlikte uzun bir yolda yürümektedir. Baba dimdik yürürken evladının geleceğine dair kaygılanmakta olduğu için dik durmakta da zorlanmaktadır. Hava puslu ve soğuk, adeta ağaçlar dahi inildemekte. Yol boyunca geldikleri noktada yapayalnız kalmış olmalarına rağmen baba, kendisinden emin görüntüsüyle yollarına devam etmek istemektedir. Ortamda ki ara seslerden birisi de üzerinden geçtikleri yaprakların haşırdamasından başkası değildir. Dünyaları onlar için başka bir döneme girmek üzereydi ve direnmekte fayda kalmamıştı. Önlerinde ki bir adım onları kaçınılmaz bir uçuruma sevk edecekti. Evlat ve baba ayaklarının gelecek bir sonraki hamlesiyle geçmiş ve istikbalin tam ortasında büyük bir uçuruma doğru kayıp düşmeye başladılar. Çocuk ağlaya ağlaya taşa toprağa çarpa çarpa yere düşerken babası da ondan âlâ değildi. Kim bir uçurumdan düşerken evladına yardımcı olmak istemez ki ama kim de bir uçurumdan boşluğa doğru düşerken kime yardımcı olabilirdi ki... ...
Alparslan Büyüyor... Hayat bir su gibi pınarından çıktığı ilk günden bu yana devam etmekteydi. İnsanlık bu pınardan aldığı güç, kuvvet ve kendisine düşen pay ile yeni yeni güzergahlar seçip oluşturmuşlardı kendilerine. Kimileri oluşturdukları su yollarını büyük bir havza edip nice nesiller için tertemiz billur medeniyetler imar etmiş; kimileri de sularına su katmış , pislikle doldurup sıvamış, sanki billurane çağlar şekillendirmiş. Öyle böyle havzalar dolmuş, çınarlar yetiştirilmiş... Tarihe binlerce teşbih oluşturulabilir, yapılabilir. Bugün insanlığın ahvali bu teşbihlerle, bu teşbihlerde mana bulacaktır. - Alparslan, evladım. Bizim havzamız Bir olan sahibini tanır, tanıtır! Bizim havzamızı bizim havzamızdan çıkanlarla kurutmaya çalışanlara müsaade etmeyeceksin. - Baba sen çok mu karışık konuşuyorsun, ben mi anlamıyorum? - Herşeyi anlayacaksın yiğidim, arslan alpim benim....
Yorumlar
Yorum Gönder