Kayıtlar

Ateş

     O dur ki ateş,      Kökleri 1000 yıl öncesine dayanan bir kırmızı gülün kıvılcımlarına dayanır. O gül ki yaktığı yeri gülzar eder. Aşk ile boyar.  Kokusuyla kâinatın hicran duyduğu teslimiyeti verir, özlemini ifade eder. İşte bu aşk, Fahri kainat efendimizin yaktığı bu aşk o ve onun dostlarıyla bin yıl ötesine kadar ulaşmıştır. Nice erenler, evliyalar, fedakârlar, kahramanlar, divanelerle Mekke'den Medine'ye Afrika'ya, Basra'ya, Buhara'ya, Dağıstan'a, Horasan'a, Endülüs'e, Cava Adalarına oralardan da günümüze ulaşmıştır.  Kimi yerde canını toprağın gıdası sayan mücahitlerle, Kimi yerde gönlünü başkasının maddi manevi yarasına deva kılan dervişlerle, kimi yerde ekmeğinde ki buğday tanesinin alın terinin hakkı olup olmadığını tartan tacirlerle...  Hâsılı Erdem ile yayıldı bu ateşin kıvılcımları. Ama heryerde büyük bir teslimiyet ve tevekkül ile yayıldı. İş olarak ne yapılması gerekiyorsa herşey belirliydi. Kıvılcımları ...

Satırlar

     Kapandayız "Bizim için en tehlikeli kişi, 'online' olmayan kişidir." Garbın Uşakları 22.10.2017 ___________________________________________________      Hayal Ayasofya hayal, Kudüs hayal, Roma hayal... Hayaller, gerçekleştirmek için yetiştirilmesi gereken tohumlar. Peki kim hayalleri için toprağa kazma vuruyor! Kim vurmuyorsa, vuruyorum gibi yapıyorsa, Kim de onları alnından vurmuyorsa, .... 06.12.2017 ___________________________________________________      Hududlar Vatanın hudutlarını haritalar belirlemez. O hudutları senin gönlündeki vatan şuuru belirler. Haritaların diktiği duvarların ötesindeki hudutlarını gör! Sınırsızlığını farket, gücünü hisset! Hislerinin elinden alınmasının ardından zağarlık yapma! "Ellerin yurdunda çiçek açarken, Bizim il'e kar geliyor gardaşım. Bu hududu kimler çizmiş gönlüme Dar geliyor, dar geliyor gardaşım." 02.01.2018 ___________________________________________________      Kahrolsun! Bu te...

Mutluluk

     Bu dünyada mutluluk yoktur.       Her mutlu görülen insanın anda ki sevinci süreklilik arzeden bir hal olmadığı için bu dünyada mutlak mutluluktan bahsedemeyiz. Bütün duygu yoğunluklarında olduğu gibi mutlulukta anlara mahsustur. Kişi anını ne kadar değerlendirebilirse (ve o anın kendisine vermiş/verebileceği olumsuz duyguları -dahi bile- ne kadar olumlu hissiyatıyla bastırabilirse) o kadar anlık mutlu olabilir. O yüzden anı yaşa denmiştir. Ancak an neyi gerektiriyorsa onu yaşamak daha üstün bir haldir. Çünkü hayatını mutlak mutluluk için tanzim edenler anlık duygularını kontrol edebilenlerden olacaktır. 16.11.2020

Kıssa'dan Hisse: "Yürekteki Yangın"

     Soğuk bir bahar gecesi, insanlar evlerine dağılıp çoktan istirahate çekilmiş oldukları bir vakit içinde Şehzade Efendi başta kendine olmak üzere buruk bir şekilde evine, saraya dönmektedir. Vazifeliler dahi şehzadenin bu haline burun kıvırtarak istikballeri için hüzün ve kaygı içindedirler.   Şehzade sarayın avlusunda ilerlerken babası da onu bu vakte kadar beklemekteydi ve Sultan Hamid Hazretleri eline alev alev yanan bir meşaleyi kavramış oğluna doğru onun ardından süratlice ilerlemekteydi. Şehzade bu emin adımları hissederek ve kim olduğunun endişesiyle arkasını döndüğünde sultan hazretlerini görmüş ve ona ilerleyerek vücut diliyle selam durarak şöyle hitap etti;   Şehzade: “Baba.”   Sultan hüzünlü, tok ve kudretli sesiyle şehzade evladına şöyle der;   Sultan: “Bu saatte evladım nereden geliyor diye merak ettim. Sultanahmet’ten mi, Beyazıt’tan mı? Topkapı’dan mı, Eyüp’ten mi?”   Şehzade bu sualler karşısında sükûnetini ...

Yüksüz Var'oluş

Derviş olmak isteyen bir zat bir dergâha, bir şeyhin yanına varır. Şeyh ondan neyi var neyi yok denize atmasını ister. 01.2020

Uçurum

  Bir baba evladıyla birlikte uzun bir yolda yürümektedir. Baba dimdik yürürken evladının geleceğine dair kaygılanmakta olduğu için dik durmakta da zorlanmaktadır. Hava puslu ve soğuk, adeta ağaçlar dahi inildemekte. Yol boyunca geldikleri noktada yapayalnız kalmış olmalarına rağmen baba, kendisinden emin görüntüsüyle yollarına devam etmek istemektedir. Ortamda ki ara seslerden birisi de üzerinden geçtikleri yaprakların haşırdamasından başkası değildir.   Dünyaları onlar için başka bir döneme girmek üzereydi ve direnmekte fayda kalmamıştı. Önlerinde ki bir adım onları kaçınılmaz bir uçuruma sevk edecekti. Evlat ve baba ayaklarının gelecek bir sonraki hamlesiyle geçmiş ve istikbalin tam ortasında büyük bir uçuruma doğru kayıp düşmeye başladılar. Çocuk ağlaya ağlaya taşa toprağa çarpa çarpa yere düşerken babası da ondan âlâ değildi. Kim bir uçurumdan düşerken evladına yardımcı olmak istemez ki ama kim de bir uçurumdan boşluğa doğru düşerken kime yardımcı olabilirdi ki... ...

Peki ama Nasıl?

  Çakmağı yakmak bir parmak hareketine bakar. Doğada ateş yakmak bir çalı çırpıya bakar. Peki ya insan içine ne bir kibrit ne bir alev giremezken kalbimizi nasıl harlayacağız? Nasıl yakacağız da bize meşale olacak bu ateş? Allah Korkusu ile.   Korku insanın içine bir girdi mi gözü başka bir şey görmez aklı odaklanmaz. Sadece korkar. Korktuğu şey sanki onun etrafını tamamıyla kuşatmıştır. Her şeyden, her yerden endişe eder. Tıpkı okyanusa düşmüş yorgun bir insanın her yerine temas eden su gibi. Düşmesi korkunç, dalması korkunç, çırpındıkça daha da ürpertici bir korkuyla yüzleşirken etrafında tek bir çıkabileceği kenar olmamasıysa daha da korkunç. O derin okyanus suyuyla çırpınırken adeta boğulmak üzere olan insanı bir hayal edin, ciğerlerine kadar su yutmasına ramak kalmış hatta su vücudunun her yerine dolmuş bile! İşte böyle bir korkuya ben korku derim.   Allah korkusu işte böyle insana nüfuz ederse, hayatının her safhasında ondan korkarsa yüreğinin içinde bir ate...

Alparslan

Alparslan Büyüyor... Hayat bir su gibi pınarından çıktığı ilk günden bu yana devam etmekteydi. İnsanlık bu pınardan aldığı güç, kuvvet ve kendisine düşen pay ile yeni yeni güzergahlar seçip oluşturmuşlardı kendilerine. Kimileri oluşturdukları su yollarını büyük bir havza edip nice nesiller için tertemiz billur medeniyetler imar etmiş; kimileri de sularına su katmış , pislikle doldurup sıvamış, sanki billurane çağlar şekillendirmiş. Öyle böyle havzalar dolmuş, çınarlar yetiştirilmiş... Tarihe binlerce teşbih oluşturulabilir, yapılabilir. Bugün insanlığın ahvali bu teşbihlerle, bu teşbihlerde mana bulacaktır. - Alparslan, evladım. Bizim havzamız Bir olan sahibini tanır, tanıtır! Bizim havzamızı bizim havzamızdan çıkanlarla kurutmaya çalışanlara müsaade etmeyeceksin. - Baba sen çok mu karışık konuşuyorsun, ben mi anlamıyorum?      - Herşeyi anlayacaksın yiğidim, arslan alpim benim....