Kıssa'dan Hisse: "Yürekteki Yangın"
Soğuk bir bahar gecesi, insanlar evlerine dağılıp çoktan istirahate çekilmiş oldukları bir vakit içinde Şehzade Efendi başta kendine olmak üzere buruk bir şekilde evine, saraya dönmektedir. Vazifeliler dahi şehzadenin bu haline burun kıvırtarak istikballeri için hüzün ve kaygı içindedirler.
Şehzade
sarayın avlusunda ilerlerken babası da onu bu vakte kadar beklemekteydi ve Sultan
Hamid Hazretleri eline alev alev yanan bir meşaleyi kavramış oğluna doğru onun
ardından süratlice ilerlemekteydi. Şehzade bu emin adımları hissederek ve kim
olduğunun endişesiyle arkasını döndüğünde sultan hazretlerini görmüş ve ona
ilerleyerek vücut diliyle selam durarak şöyle hitap etti;
Şehzade: “Baba.”
Sultan
hüzünlü, tok ve kudretli sesiyle şehzade evladına şöyle der;
Sultan: “Bu
saatte evladım nereden geliyor diye merak ettim. Sultanahmet’ten mi, Beyazıt’tan
mı? Topkapı’dan mı, Eyüp’ten mi?”
Şehzade bu
sualler karşısında sükûnetini ve gözlerini babasından, bakışından korumuş ve
nereden geldiğini söylemeye dili varamamıştır.
Sultan
yorgun ve sert bir ses tonuyla “Pera..!” diye seslenir...
Sultan: “Yani
ahalinin nazarındaki Bizans’tan... Öyle mi?
Öyle ya
Şehzade Efendi, ceddimiz bize bu mübarek şehri Pera’da, Galata’da gönül
eğlendirelim diye bıraktı, öyle mi? Hanedan-ı Ali Osman’ın damağına haram
şerbetler, yüreğine haram zevkler değsin diye nice şehitler verdi toprağa, öyle
mi?
Bak evladım
bu meşale önümüzü aydınlatan bir rehber. Asırdan asıra sultanlarımızın elinde
bir emanet. Evvela atamız Osman Bey yandı. Sonra o, Orhan Beyin meşalesini
yaktı. Fatih Sultan Mehmet’in meşalesi babası Murat Han, Kanuni Sultan Süleyman’ın
meşalesini babası Sultan Selim yaktı. Bu hanedan yüreğine düşen ateşi
körüklemekle ve kendisinden sonra gelen yüreğe düşürmekle vazifelidir. Kul
Hamid! Babasının yaktığı meşaleyi sımsıkı elinde tutmaktadır.“ diyerek meşaleyi
yumruğuyla sıkarak titretir.
Sultan diğer
elinde yanmamakta olan başka bir meşale daha taşır ve onu da kaldırır. Elinde
bir yanan bir de alevlenmemiş meşaleyi tutarak sözlerine şöyle devam eder;
“Lakin
yüreğini yakan başka bir ateş vardır. Emaneti kendisinden sonraki nesle
devredememektedir. Neden!? Çünkü herkesin vatanı için devleti, milleti için yanmasını
beklediği evladı şehzade efendi; Eyüp’te, Beyazıt’ta ceddinin mübarek kokusuyla
sarhoş olmaktansa, Pera’da, Galata’da bize yabancı ateşlerin içinde eriyip
gidiyor.” der.
Şehzade
efendinin bu sözlerden dolayı gururu incinmiştir. Babasına ve nefsine kendisini
kanıtlamak ister. Sultana doğru sert bakışlarla adımlayarak babasının elindeki
yanmayan meşaleyi kavrayıp çekmek ister. Şehzade bir dener, iki dener ama
sultanın elinden meşaleyi bir türlü alamaz. Sultan kızgın ve evladına bu gece
bir ders vermek istemektedir. Ona acırcasına ve kızgınca bakar. Şehzade de
babasının bu bakışlarından ve davranışından dolayı daha da üzülmüştür. Meşaleyi
eline almakta ısrar eder ama sultan babası ona bu yanmayan meşaleyi vermek
istemez. Son bir kuvvetle çekmeyi dener ve babası eliyle iterek meşaleyi ona
vermiş, almasına müsaade etmiş olur.
Şehzade
meşaleyi eline alabilmenin verdiği coşkuyla ve gururla dimdik durarak babasına
bakar. Adeta “İşte artık elimde, emanet bende, ateşi taşımak için hazırım”
demektedir. Sultan ona hazır ve layık olmadığını göstermekte kararlıdır.
Elinde ki
yanan meşalesini oğlunun meşaleyi taşıyan eline götürür ve onu ateşle
yüzleştirir. Şehzade acıyla ve can havliyle inleyerek elindeki meşaleyi yere
düşürür. Canı yanan şehzade bağırarak ve babasına tekrar dönerek şöyle acısını
döker;
Şehzade:
Neden Baba, Neden!? Neden bana zulmediyorsun?”
Sultan: “Yan
evladım, yan! Bir kez olsun atanın sözünü dinle. Bu meşale, yüreğin yanmadıkça
sana yol göstermeyecek. Yan!”
Diyerek Sultan,
oğlunu avluda bırakır ve arkasına bir daha dönmeden haziresine kederli ama
doğruluğun vermiş olduğu sorumluluk bilinciyle, kararlılıkla, haşmetle döner. 2
(ES Film - Payitaht
Abdülhamid Dizisi – 41. Bölüm – 56:22-1:01:00)
Yorumlar
Yorum Gönder